| Kutsal Yol | Tarihi | Kazılar | Mitolojisi | Törenler |
Bulunduğu Yer :
Antik Dönemde Karia Bölgesi sınırları içinde kalan Lagina Hekate Temenosu
Muğla İli, Yatağan İlçesi, Turgut Kasabası sınırlarında Kapıtaş mevkiinde
yer almaktadır. Yatağan'ın 10 km. kuzeybatısında bulunan yerleşim, Turgut
Kasaba merkezine yaklaşık 1 km. uzaklıktadır. Antik dönemden itibaren kullanıla
gelen "Lagina" isminin bir devamı olarak, belde "Leyne" adıyla adlandırılmış
iken, son dönemde bu isim "Turgut" olarak değiştirilmiştir.
Kutsal Yol :
İdari merkez olan Stratonikeia ile dini merkez olan Lagina Hekate Kutsal alanı arasında yaklaşık 9,5 km. uzunluğunda bir kutsal yol bulunmaktadır. Bu Kutsal Yol Hekate Kutsal Alanı'ndaki propylondan başlar ve Stratonikeia'nın kuzey surundaki gösterişli şehir kapısına ulaşır. İki merkez ve arasındaki ulaşımı sağlayan kutsal yol, Hekate şenliklerinde tören yolu olarak kullanılmıştır. Hekate Kutsal Alanında dini bir tören yapılacağı zaman, genç kızlardan oluşan bir koro ilahiler söyleyerek Lagina'dan çıkıyorlar ve Stratonikeia'dan Hekate'nin anahtarını getiriyorlardı. Bu anahtar ile kutsal alanın kapısı açılıyor ve sonrasında Hekate Kutsal Alanı'nda tören başlıyordu. Bu yol antik dönemde hem fonksiyonel hem de dinsel açıdan büyük bir öneme sahipti. Kutsal yolun Stratonikeia çıkışındaki şehir kapısından itibaren yolun her iki kenarında değişik tipte mezarlar, su kuyuları, çeşmeler, kuruluşu Geometrik Döneme kadar inen küçük ve büyük yerleşimler ile bu yerleşimlere ait, atölye ve işlikler vardır. Kutsal yol döşemesi tekrar tekrar yenilenerek günümüze kadar kullanılmıştır. Bu güzergâh, sadece Yeşilbağcılar ve Turgut Kasabaları yerleşim merkezindeki kısımlar ile Hekate kutsal alanı yakınında toprak altında kalan kısmı haricideki yerlerde kolaylıkla takip edilebilmektedir.
Tarihi :
Lagina ve çevresinde tespit edilen kalıntılara göre bölgedeki yerleşimler M.Ö. 3. bine kadar uzanmaktadır. Burada yaşayan halk ise bölgeye ismini veren ve Anadolu'nun yerli halkı olan Karia'lılardır. Eski Tunç Dönemi mezarlarından sonra, bölgede ele geçen en erken buluntular Submiken Dönemi'ne aittir. Lagina çevresinde M.Ö. 8. yüzyıldan itibaren küçük yerleşimler büyümeye ve yeni yerleşimlerin sayıları artmaya başlamıştır. Bu gelişimin bir sonucu olarak kutsal alanlar da imar edilip, anıtsal büyük yapılar inşa edilmiştir. Hekate Kutsal alanı içerisinde Y. Boysal tarafından ele geçen ve Bodrum Müzesine teslim edildiği belirtilen buluntulara göre Lagina Hekate kutsal alanının tarihinin Geometrik Döneme kadar gittiği anlaşılmaktadır. Yazıtlara göre M.Ö. 5. yüzyılda, Hekate Kutsal Alanı'nın yaklaşık 1 km. kuzeybatısında Koranza adlı bir kent vardı. Demosları olan bu kent, M.Ö. 4. yüzyılda bölgenin en önemli merkeziydi. Lagina bu dönemde Koranza'nın demoslarından birisiydi ve burada Lagina Hekate ile Apollon ve Artemis'e ait kutsal alanlar vardı. Epigrafık buluntuların dışında, kazılar sonucunda ortaya çıkarılan mezarlar ve arkeolojik buluntular da, bu dönemdeki yerleşimin varlığını ve önemini açık bir şekilde göstermektedir. M.Ö. 3. yüzyıl 2. çeyreğinde Stratonikeia antik kentinin, Suriye Kralı I. Antiochos tarafından imar edilip genişletilmesinden sonra, aralarında Koranza'nm da bulunduğu ve pek çok küçük yerleşim yeri Stratonikeia'nın bir demosu haline getirilmiştir. Bu idari değişikliğe rağmen Lagina önemini hep korumuştur. Hekate Kutsal Alanına bir demosluk hakkının verilmiş olması, bu dini merkezin önemini göstermektedir. Stratonikeia ve çevresi M.Ö. 205 yılında Makedonya Kralı Philip'in eline geçer. Hiç bir savunma sistemi olmayan Lagina'da bu istiladan etkilenmiştir. Daha sonra Stratonikeia ve demosları fidye ödeyerek bağımsızlıklarına kavuşurlar. M.Ö. 197 yılında bölge Rodos hâkimiyetine girer. Lagina'da bulunan Hekate kültü ile Rodos Helios Rahipleri'ne ait kitabede, Rodos elçisinin Roma Senatosunda "Stratonikeia'nın kendilerine Antiochos ve Seleukos tarafından verildiğini" açıklayan söylevi Rodos hâkimiyetinin en önemli belgesidir. M.Ö. 189 yılına ait bir kitabede Stratonikeia ile Rodos arasında sınır antlaşması olduğu ve Bargilia kentinin hakemlik yaptığı göz önüne alınırsa, Rodos hâkimiyeti fazla uzun sürmemiştir. M.Ö. 167 yılında Roma'nın yardımları ile Karia'nın bütün kentleri tamamen bağımsız olur. Bölgenin önemli merkezi olan güçlü Mylasa antik kenti ile Stratonikeia'nın arasında M.Ö. 143 yılında ortaya çıkan sınır anlaşmazlığına Roma Senatosu hakemlik eder. M.Ö. 130 yılında ise Roma'ya başkaldıran Bergama varisi Aristonicos Romalılardan korunmak için Stratonikeia'ya sığınmıştır. Bunlara dayanarak M.Ö. 2. yüzyılın 2. yarısı içinde Stratonikeia'nm, Mylasa ile sınırları olan geniş bir hâkimiyet bölgesine sahip bağımsız ve güçlü bir kent olduğu anlaşılmaktadır. Anadolu'yu Romalılardan temizlemek için mücadele veren Pontus Kralı Mithridates'e karşı Roma'yı savunan Stratonikeia M.Ö. 88 yılında Mithridates'in işgaline uğrar. Romalılar M.Ö. 81 yılında Pontusluları yener ve Stratonikeia mükâfatlandırılarak kentin 50 km. kuzeydoğusunda yer alan Hydisos şehri ve topraklarını Stratonikeia'ya verir. Böylece Stratonikeia M.Ö. 1. yüzyılın ilk yarısında da oldukça geniş topraklara sahip olur. M.Ö. 40 yılında Partlarla birleşen Romalı General Labianus Romalılara karşı açtığı mücadelede Stratonikeia'ya saldırır ama ele geçiremez. Bunun üzerine Lagina Hekate Tapınağını yağmalar. Bu yağmada harap olan tapınak tamiri için Augustus M.Ö. 27 yılında büyük bağışta bulunmuştur. Bu bağış kitabesi hâlen temenos propylonunun lentosunda yer almaktadır. İmparator Augustus'un Lagina'ya yardım ederek yeni yapıların inşa edilmesini sağlaması ve bunu özellikle giriş kapısına yazdırması, burasının Roma Döneminde de bölge için önemli olmasından kaynaklanmaktadır. Roma İmparatorluk ve Erken Bizans Dönemleri boyunca kutsal alan önemini hep korumuştur. M.S. 4. yüzyılın ilk yarısında tanınan serbestliğin hemen arkasından; altar ile ortak duvarı olan küçük bir şapel ve şapelin arka duvarına bitişik devşirme taşlardan büyük bir yapı inşa edilmiştir. Bu yapılar ele geçen sikke buluntularına göre; M.S. 4. yüzyıl 3. çeyreğinde bir deprem ile yıkılınca, tüm alanın terk edildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra pfopylonun güney duvarında henüz kazısı yapılmamış, bu döneme ait apsisli bir yapı inşa edilerek kullanılmaya devam edilmiştir.
Araştırma ve Kazılarının Tarihi :
Lagina pek çok seyyah ve araştırmacının ilgisini çekmiş ve ilk olarak 1743 yılında R. Pockocke tarafından incelenmiştir. Daha sonra 19. yüzyılın ilk yarısında W.M. Leake ve W.A. Waddington burada bir çalışma yapmış, buldukları ve kopyasını aldıkları yazıtları yayımlamışlardır. 1856 yılında Lagina'ya gelen C.T. Newton, Hekate Tapınağı üzerinde uzun süre çalışmış, tapınağın planını çıkarmış ve temenos alanının krokisini çizmek için yaptığı sondaj kazıları sırasında tapınağa ait 7 adet kabartmalı friz bulmuştur. Daha sonra O. Benndrof ve arkasından, 1881 yılında W.Niemann ve F. Von Luschan tarafından yürütülen kazı ve araştırmalar ile tapınak çevresinde; 8 adet kabartmalı friz ile yeni yazıtlar açığa çıkarılmıştır. 1882 yılında Gölbaşı Anıtları üzerine çalışan K.G. Lanckoronski'nin ekibi, 1883 yılı Şubat ayında Lagina'da kısa bir araştırma yapmışlardır. M.M. Legrand ve J. Chamonard, 1891 yılında Hekate Tapınağı'nda yaptığı kazıda tapınak frizlerinden 9 tanesini daha çıkartıp bilim âlemine tanıtmıştır. Aynı yıl ilk Türk Müzecisi olan Osman Hamdi Bey Lagina'ya gelmiş ve 17-31 Ekim tarihleri arasında yaptığı çalışmalarda 17 friz daha bulmuştur. Osman Hamdi Bey Lagina'da o güne kadar bulunan frizlerin tamamını köydeki bir depoya taşıtarak koruma altına alır. 1892 yılında, 30 Eylül-20 Ekim tarihleri arasında 2. dönem kazılarını yapar ve daha sonra J. Chamonard ve Carlier'in de yardımları ile tapınak frizlerini ve kırık parçalarını toplayarak İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne taşıtır. Bu dönemde, 1856 yılında C.T. Newton tarafından bulunan ve çok kötü durumda olan frizler götürülmemiştir. 1902 yılında Halil Ethem Bey yeni bulgular ışığında Tapınağın planı üzerine çalışmalar yapar. Bu çalışmaya T. Wiegand ve H. Knackfuss'da katılmıştır. Bu bilgiler G. Mendel tarafından derlenerek 1912 yılında yayımlanmıştır. 1931 yılında J. Keil ve F. Miltner tarafından detaylı fotoğrafları alınan frizlerden, C.T. Newton'un Lagina'da bulduğu ve İstanbul'a götürülmemiş olan parçalar aranmışsa da bulunamamıştır. Y. Boysal, 1967–1970 yıllarında Lagina ve çevresinde yaptığı kazı ve araştırmalarda yörenin Eski Tunç Çağından itibaren kesintisiz iskân gördüğünü belgeleyen malzemeler ele geçirmiştir. Hekate Kutsal Alanı'nda yaptığı çalışmalarda ise Geometrik Döneme ait eserler bulmuştur. Kentte, 1993 yılında A. A. Tırpan'ın bilimsel başkanlığında Milas Müzesi ile beraber kazı ve restorasyon çalışmaları başlatılmıştır. Daha sonra Muğla müzesi ile birlikte yürütülen çalışmalar 1999 senesinden itibaren Bakanlar Kurulu Kararlı Kazılar statüsüne alınarak Ahmet A. Tırpan başkanlığında devam ettirilmiştir. Lagina'da Hekate Kutsal Alanı ve çevresinde yapılan düzenli ve sistemli kazı ve anastylos çalışmaları ile yapılar bir plan dâhilinde açığa çıkarılarak, propylon ve tapmakta olduğu gibi belirli bir seviyeye kadar ayağa kaldırılmıştır. Esasta yapılan tüm çalışmalar gelecekte bu yapıların tamamen restore edilmesine yöneliktir. Mimari elemanların gruplandırılmaları da gelecekte yapılacak restorasyona uygun olarak yapılmaktadır. Buna bağlı olarak yapılara ait mimari bloklar ait oldukları yapılar ve bu yapıların yönlerine göre arazide gruplandırılmıştır.
Hekate Mitolojisi :
Hekate, Olympos'un 12 tanrısı arasına girmeyen, çok gizemli, Anadolu'ya özgü, Karia kökenli bir tanrıçadır. Homeros'un eserlerinde tanrıçanın adı geçmemesine rağmen, Anadolu kökenli antik yazar Hesiodos Theogonia'da ondan çok bahseder. Onun tanrıçaya tanıdığı bu ayrıcalığın nedeni bilginleri çok düşündürmüştür. Hesiodos Hekate'ye, ana tanrıça Kybele ile kıyaslanabilecek evrensel bir nitelik kazandırmıştır. Bu çok yönlülüğü nedeniyle çoğu kez diğer tanrıçalarla karıştırılan Hekate, özellikle Artemis ve Demeter ile özdeşleştirilmiştir. Bir yazıtta Hekate için, Demeter'in sıfatlarından birisi olan Ompnia'nın (tahılların tanrıçası) kullanılmış olması, aynı tanrıça gibi düşünülmüş olmasından kaynaklanmaktadır. Hekate'nin Apollon ve Artemis ile teyze çocukları olması, Hekate'nin Kybele, Demeter ve Artemis'e yakın olduğunu ve ortak özelliklerinin bulunduğunu göstermektedir. Hesiodos'a göre Hekate, Titanlar arasında Güneş soylular diye bilinen tanrılar soyundandır. Kaios ile Phoibe'nin iki kızları olur. Birisi Leto (Zeus ile birleşmesinden Apollon ile Artemis doğmuştur.) diğeri ise Asterie'dir. Asterie'nin Perses ile birleşmesi sonucu Hekate doğmuştur. Hesiodos Hekate'yi Titanlardan ayrı tutmaktadır. Ozan, Titanlar kuşağını bitirdikten sonra Hekate'ye, 46 dizelik uzun bir övgü yazmıştır. Musalara övgüyü andıran bir şekilde; Zeus'un bu tanrıçayı herkeslerden üstün tuttuğunu ve evrende onur payını tanrılara dağıtırken Hekate'ye karalarda, denizlerde, yeraltında ve göklerde yetki verdiğini anlatılır. Hekate'nin çok yönlü bir tanrıça olması bu pay fazlalığından kaynaklanıyor olmalıdır. Hekate Anadolulu bir tanrıçadır. Özellikle de köken olarak Karia bölgesine ait olmalıdır. Tanrıçanın Anadolu'da en çok tapınım gördüğü yerler Batı Phrygia ve Karia bölgesindedir. Bu bölgeler arasında en eski kültünün görüldüğü ve en büyük kutsal alanının bulunduğu yer ise Karia bölgesindeki Lagina'dır. Bunun da ötesinde Diadoclar döneminin en önemli yapılarından birisinin bu tanrıça için yapılmış olması, tanrıçanın bölge için ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. Tanrıçanın tapınağının bir barış simgesi olarak kullanılması da özellikle üzerinde durulması gereken bir konudur. Hiçbir bölgede bir tanrı/tanrıça için bu kadar çok destekleyici bilginin bir arada bulunması zordur. Tüm bu ve diğer bulgular Hekate'nin Anadolulu ve Karia kökenli bir tanrıça olduğuna işaret eder. Bir yeraltı tanrıçası olarak bilinen Hekate'nin ölülerin ecesi olduğu ve yeraltı dünyasına açılan kapının anahtarını elinde tuttuğuna inanılmaktaydı. Hekate yolcuların, yolda kalmışların, tüccarların, hırsızların ve özellikle falcıların tanrıçası olarak bilinmektedir. Hekate'nin en belirgin simgeleri meşale, hançer, kırbaç, yılan ve anahtardır. Kısrak, dişi köpek, dişi kurt tanrıçanın kutsal hayvanları olarak bilinmektedir (Res.2-3). Bazen bu hayvanlardan sadece köpek ile birlikte görülür. Bazı gecelerdeki köpek ulumalarının ya da uzun süren köpek havlamalarının Hekate ile ilgili olduğu, köpeklerin tanrıçayı ve yanındaki köpeği gördükleri için havladıkları anlatılmaktadır. Tanrıçanın gece dolunay olduğu zaman dolaştığı düşünülmekte ve bunun içinde yol kavşaklarına Hekate için peynir, çörek, yumurta ve balık türü yiyecekler bırakılmaktadır. Hekate kimi bölgelerde üç, kimi bölgelerde de dört gövdeli bir heykel olarak görülmektedir (Res.4). Dört yönlü betimleme az görülen bir tiptir. Tanrıça üçlü karakteriyle Ephesos Artemisi'ne çok benzetilmiştir. Tanrıça heykel ve kabartmalarında, sol elinde meşale sağ elinde bir çanak, başında hilale benzer boynuzlar taşıyan polos ve uzun bir elbise ile görülmektedir. Lagina'daki Hekate Kutsal Alanı'nda yapılan dinsel törenlere tanrıçanın sözcü gönderdiğine inanılmaktaydı. Hekate kültü için bilinen en büyük kutsal alan, tapınak ve altar sadece Lagina'da bulunmaktadır. Bu büyüklük, Anadolulu bir tanrıça olan Hekate ve kültünün bölgedeki saygınlığı ve bölge insanının sahip çıkması sayesinde olmuştur. Burası aynı zamanda falcılığın merkezi olarak da değerlendirilmektedir. Tapınağın frizlerindeki kabartmalarda farklı konular işlenmesine rağmen, hepsinde de Hekate'nin betimlenmiş olması onun tanrılar panteonundaki önemini ön plana çıkarır.
Hekate Tapınağında Yapılan Törenler :
Daha önceki araştırmalarda bulunan yazıtlara göre Hekate kutsal alanında
birden fazla şenliğin yapıldığı bilinmektedir. Bunlar arasında Hekatesia,
Anahtar Taşıma, Doğum Günü Şenlikleri ve Gizli Dinsel Törenler bulunmaktadır.
Hekate kutsal alanında yapılan şenliklerin
en önemlisi M.Ö. 81 yılından
sonra periyodik olarak yapılmaya başlanmış olan Hekatesia-Romania şenliğidir.
Bu şenlik kutsal alanda yapılan en büyük şenliktir ve dört yılda bir düzenlenmektedir.
Anahtar taşıma şenlikleri çeşitli oyunlarla birlikte bir kaç gün sürüyordu.
Bu törenler esnasında anahtar taşıyan genç kız (kleidophoros) tören alayı
eşliğinde anahtarı Stratonikeia'dan getiriyordu. Bu işlem hem yeraltı dünyasının
anahtarının Hekate'nin elinde olduğunu, hem de bu dini merkezin Stratonikeia'ya
bağlı olduğunu gösteriyordu. Her yıl belirli bir ayın otuzuncu gününde,
yani dolunayda, tanrıçanın doğum gününü kutlamak için yapılan törenler vardı.
Bu törenlerin yılın diğer aylarında sembolik bir şekilde tekrar kutlanılmış
olabileceği de düşünülmektedir. Tapınak naosu içinde gizli dinsel törenler
yapılmaktaydı. Bu törenlerin nasıl yapıldığı kesinlik kazanmamıştır. Bu
gizli törenler M.S. 2. yüzyıldan sonra belli aralıklarla düzenlenmeye başlanmıştır.
Tapınağın naosunda bir bodros çukuru tespit edilmiştir. Burası yeraltı ile
ilişkilidir ve sıvı sunular için kullanılmıştır. Tapınağın naosu, sıradan
insanların rahat girip çıkacakları ve törenleri rahat görecekleri bir yer
değildir. Bu nedenle burada yukarıda bahsedilen gizli törenler yapılıyor
olabilir. Friz kabartmalarında tanrıçanın bodrosa sunu yaparken betimlenmesi
tapınak naosundaki törenler ile ilgili olmalıdır. Yıllık şenliklerin tamamında
kentlilere yemek, para ve ödüller dağıtılıyordu. Bu nedenle halk bu şenlikleri
dört gözle bekliyordu. Stratonikeia meclis binasında bulunan bir kutsal
sandığın gelirleri Hekate ve Zeus arasında bölüşülüyordu. Buradaki Hekate'nin
payı doğrudan bu kutsal alana ait olmalıydı. Kutsal alandaki seremoniler
belirli bir düzen ve program dâhilinde gerçekleştiriliyordu. Bu seremoniyi
izlemeye gelen ziyaretçiler propylondan girip basamakları inmeden hemen
kuzeybatı yöndeki kapıdan stoaya giriyorlar ve oturma basamakları üzerinde
yerlerini alıyorlardı. Görevli olan değişik kültlere mensup kişiler ise
kutsal alanda kendilerine ayrılan yerlerde duruyorlardı. Daha önceden belirlenen
tanrı/tanrıçalar için kurbanlar kesiliyor ve kurbanın en yağlı kısmı altardaki
sunak üzerinde yakılıyordu. Yağlı etin dumanları yükseldikçe seremoninin
en önemli kutsal kısmı yerine getirilmiş oluyordu. Kesilen kurbanların etleri
ise, törene katılan kişiler tarafından yeniliyordu. Kurbanların haricinde
başta Hekate ve diğer tanrı ya da tanrıçalar için hediyeler de veriliyordu.
Bu hediyeler kişilerin zenginliğine göre değişiyordu. Yukarıdaki törenler
esnasında, zengin ve cömert kişiler halka yaptıkları para ve yiyecek yardımıyla
halkın hoşgörüsünü kazanıyorlardı.
Kaynak : Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü .
Ahmet A. TIRPAN - Bilal SÖĞÜT