Stratonikeia

Kutsal Yol Tarihi Aşk Hikayesi Gezinti Hoşgeldiniz

Bulunduğu Yer :

Stratonikeia Muğla'nın Yatağan ilçesinin 6-7 km. batısında, Yatağan-Milas karayolu çıkışında 1 kilometre mesafede yer alan Eskihisar köyü ile iç içe bir antik kenttir. İlk 1977 yılında Prof. Yusuf Boysal tarafından başlatılan kazılar, tarihi alandaki bazı önemli yapıları gün ışığına çıkarmış. 2002 yılından itibaren Stratonikeia Kazı Başkanlığını Prof.Dr.Çetin Şahin devir almış ve 2003 de eldeki olanaklarla kazılarına devam etmeye çalışmaktadır.

Ayrılmaz İkili ve Kutsal Yol :

İdari merkez olan Stratonikeia ile dini merkez olan Lagina Hekate Kutsal alanı arasında yaklaşık 9,5 km. uzunluğunda bir kutsal yol bulunmaktadır. Bu Kutsal Yol Hekate Kutsal Alanı'ndaki propylondan başlar ve Stratonikeia'nın kuzey surundaki gösterişli şehir kapısına ulaşır. İki merkez ve arasındaki ulaşımı sağlayan kutsal yol, Hekate şenliklerinde tören yolu olarak kullanılmıştır. Hekate Kutsal Alanında dini bir tören yapılacağı zaman, genç kızlardan oluşan bir koro ilahiler söyleyerek Lagina'dan çıkıyorlar ve Stratonikeia'dan Hekate'nin anahtarını getiriyorlardı. Bu anahtar ile kutsal alanın kapısı açılıyor ve sonrasında Hekate Kutsal Alanı'nda tören başlıyordu. Bu yol antik dönemde hem fonksiyonel hem de dinsel açıdan büyük bir öneme sahipti. Kutsal yolun Stratonikeia çıkışındaki şehir kapısından itibaren yolun her iki kenarında değişik tipte mezarlar, su kuyuları, çeşmeler, kuruluşu Geometrik Döneme kadar inen küçük ve büyük yerleşimler ile bu yerleşimlere ait, atölye ve işlikler vardır. Kutsal yol döşemesi tekrar tekrar yenilenerek günümüze kadar kullanılmıştır. Bu güzergâh, sadece Yeşilbağcılar ve Turgut Kasabaları yerleşim merkezindeki kısımlar ile Hekate kutsal alanı yakınında toprak altında kalan kısmı haricideki yerlerde kolaylıkla takip edilebilmektedir.

Tarihi :

Stratonikeia her ne kadar Selevkosların kurduğu bir şehir olarak bilinse de asıl kentin kuruluşu M.Ö. 8. yy'a kadar gidiyor. İlk adının Khrysaoris veya İdrias olduğu varsayılıyor.Zira Karianın ana tanrılarından biri olan Zeus Khrysaoris'in (altın kılıçlı Zeus) kutsal tapınağı bu şehirde ve 2. Karia Federasyonu bu şehirde toplanmış. Ele geçen yazıtlarda rastlanan isimler ve şehir meclisi üyelerinin isimleri hep Karca, kentte sadece yerli halk yaşar (boy adları Loboldeis, Londargeis, Korazeis vs. gibi olup Karca'dır) ve hiç hellenik kökenli isimlere rastlanmaz. Selevkosların da aynı yerde bir şehir kurma nedenleri de zaten politiktir, ana gaye 2. Karia Khrysaorik birliğinin merkezi olan şehri kontrol altına alarak, Kariadaki en önemli dini ve siyasi birliğin kontrolunu sağlamaktır. Bir görüşe göre de Lykialılar tarafından kurulan ilk kenttir. Buradaki ilk antik yerleşim Akdağ ve Kurukümes tepelerinin kesiştiği noktada, Kadıkulesi’nin kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Bu tepenin güney-doğusu sarp ve kayalık olup mahalli halk tarafından “Karşıyaka” ismiyle anılır. İşte burası topografik yapısından ötürü savunmaya son derece elverişli olduğundan ilk yerleşimin surları buradadır. M.Ö. IV.yüzyıla ait olan bu sur aşağı yukarı 3500 m. uzunluğunda olup, iki taraftan tiyatronun arka hizasında birleşir. Aşağıdaki şehir kurulduktan sonra burası da M.Ö. III.yüzyıla ait bir sur duvarı ile çevrilmiştir. Yukarıdaki şehir Zeus Khrysaoreus’a (altın kılıçlı Zeus) ait bir kült merkezidir. Aşağı Kent, M.Ö. 3. yüzyıl da iskan edilmiştir. Bu tarihte Suriye kralı I. Seleukos eşi Stratonike'yi oğlu Antiokhos'a vermiş, Antiokhos da önce üvey annesi sonra eşi olan Stratonike adına Stratonikeia kentini kurmuştur. Stratonikeia ve çevresi M.Ö. 205 yılında Makedonya Kralı Philip'in eline geçer.  Stratonikeia ve demosları fidye ödeyerek bağımsızlıklarına kavuşurlar. M.Ö. 197 yılında bölge Rodos hâkimiyetine girer. Lagina'da bulunan Hekate kültü ile Rodos Helios Rahipleri'ne ait kitabede, Rodos elçisinin Roma Senatosunda "Stratonikeia'nın kendilerine Antiochos ve Seleukos tarafından verildiğini" açıklayan söylevi Rodos hâkimiyetinin en önemli belgesidir. M.Ö. 189 yılına ait bir kitabede Stratonikeia ile Rodos arasında sınır antlaşması olduğu ve Bargilia kentinin hakemlik yaptığı göz önüne alınırsa, Rodos hâkimiyeti fazla uzun sürmemiştir. M.Ö. 167 yılında Roma'nın yardımları ile Karia'nın bütün kentleri tamamen bağımsız olur. Bölgenin önemli merkezi olan güçlü Mylasa antik kenti ile Stratonikeia'nın arasında M.Ö. 143 yılında ortaya çıkan sınır anlaşmazlığına Roma Senatosu hakemlik eder. M.Ö. 130 yılında ise Roma'ya başkaldıran Bergama varisi Aristonicos Romalılardan korunmak için Stratonikeia'ya sığınmıştır. Bunlara dayanarak M.Ö. 2. yüzyılın 2. yarısı içinde Stratonikeia'nın, Mylasa ile sınırları olan geniş bir hâkimiyet bölgesine sahip bağımsız ve güçlü bir kent olduğu anlaşılmaktadır. Anadolu'yu Romalılardan temizlemek için mücadele veren Pontus Kralı Mithridates'e karşı Roma'yı savunan Stratonikeia M.Ö. 88 yılında Mithridates'in işgaline uğrar. Romalılar M.Ö. 81 yılında Pontusluları yener ve Stratonikeia mükâfatlandırılarak kentin 50 km. kuzeydoğusunda yer alan Hydisos şehri ve topraklarını Stratonikeia'ya verir. Böylece Stratonikeia M.Ö. 1. yüzyılın ilk yarısında da oldukça geniş topraklara sahip olur. M.Ö. 40 yılında Partlarla birleşen Romalı General Labianus Romalılara karşı açtığı mücadelede Stratonikeia'ya saldırır ama ele geçiremez. Bunun üzerine Lagina Hekate Tapınağını yağmalar. Bu yağmada harap olan tapınak tamiri için Augustus M.Ö. 27 yılında büyük bağışta bulunmuştur.

Görkemli yapıların inşa edildiği Roma döneminde altın çağını yaşayan kent, Bizans döneminde diğer yerler gibi Aphrodisias’a bağlı dini bir merkez haline gelmiş, 11. yüzyılda ise Türk kültürüyle tanışmıştır. Evliya Çelebi, antik Stratonikeia üzerinde kurulmuş olan Eskihisar köyünün Menteşeoğlu Ahmet Gazi tarafından 1354 yılında Cenevizlilerden alındığını, burada Kuru Camii ve Sultan Camii adında iki yapı yapıldığını yazmıştır. Menteşeoğulları’nın 1425 yılında yıkılmasından sonra bölge Osmanlıların eline geçmiştir. Köy merkezinde, Gymnasion’un toprak altındaki bölümü üzerinde yer alan, Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği Sultan Camii’nin zaman içinde tadil edilerek bugüne ulaşmış Şaban Ağa Camii olabileceği düşünülmektedir. Şaban Ağa Camii, köyün eski toprak sahiplerinden olan Eskişar Ailesi tarafından 1876 yılında yeniden inşa edilmiştir. İlk önceleri dış sofasında mermer sütunlar üzerinde kubbeler bulunduğu bildirilen caminin bugünkü halinde mermer sütunlar yerine ahşap dikmeler ve kemerler bulunmaktadır. Alaturka kiremit örtülü kırma çatılı olan yapıda, oldukça sade bir işçilik göze çarpar. Caminin altından geçen, üstü beşik tonozlu bir su kanalı bulunmaktadır. Dikdörtgen bir plana sahip caminin metal minaresine üst kattaki mahfilden ulaşılmaktadır. Caminin güneybatısında 14. yüzyıla tarihlenen kareye yakın bir forma sahip, üst örtüye geçiş elemanı olarak Türk üçgenleri kullanılmış bir hamam yapısı mevcuttur. Şehrin pazar yerini ve sivil mimarlık örneklerini oluşturan yapılar, farklı kültürlerin bir araya geldiği, bütünsel bir kurgunun ürünleridir. Köy meydanındaki kamusal alandaki cami ve meyhanelerin birlikteliği hoşgörünün ileri düzeyde bir örneğini sergilemektedir. Bunun yanı sıra, döneminde çevre köylerin tüm ihtiyaçlarını karşılayan pazaryeri konumundaki köy meydanı, terziden manifaturacısına kadar çok çeşitli dükkanları barındırmaktadır. Meydandaki kahvehaneler aynı zamanda köyün berberleri ve dişçileridir. Bölgenin bir cennet köşesi olan Eskihisar köyü, her çeşit ürüne sahip meyve bahçeleri ve bağlarıyla çevre yerleşimleri besleyen bir merkez durumundadır. Sivil mimari yapılar arasında 19. yüzyıla ait bir dizi yapı dikkat çekicidir. Köyde 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında yaşamış, çoğu araziyi ellerinde bulundurmuş olan ağalardan, Eskişar ve Küçükkadılar ailelerinden kalan konaklar, antik malzeme kullanılarak elde edilen düzgün mermer bloklar ve dekoratif amaçlı tuğla kırıkları kullanılarak inşa edilmiştir. Bu teknik 19. yüzyılın ikinci yarısında, Menteşe mütesellimi Abdülaziz Ağa’nın girişimiyle Rodos, Karpatos, Kıbrıs ve diğer Ege adalarından gelen ustalar tarafından getirilmiş olmalıdır. Antik Bouleuterion binasının güneyinde bulunan Abdullah Ağa Evi kuzey duvarındaki kitabeye göre H. 1292 (M. 1875) yılında yapılmıştır. Yapının taş duvarları ile ahşap elemanları antik yapılardan esinlenilerek, yontma tekniği ile üretilmiş süslemelerle bezelidir. Bu binanın biraz daha batısında yer alan Halil Ağa Evi ise H. 1327 (M. 1909) yılında Mavri Usta tarafından inşa edilmiştir. Evin dış sofası bir eyvan oluşturmaktadır. Yapının pencerelerini çevreleyen taş sövelerdeki antik lotus ve palmet desenleri dikkat çekicidir. Bu tür bezemeler estetik açıdan kültürel etkileşimin zaman boyutunu bize göstermektedir. Binaları ile birlikte sivil mimarlık örneklerini oluşturan köy evleri, yüksek duvarlarla çevrili avlunun bir kenarına konumlandırılmıştır. Güneş ısısından maksimum yararlanma amacıyla hemen hepsi güneye yönelmiş evlerin bu yöndeki sofalarına ahşap bir merdivenle ulaşılır ve sofanın bir kenarında ocak, bir kenarında abdestlik yer alır. Alt ve üst katlarda sofaya açılan yan yana dizilmiş iki üç oda, bu odaların içinde de ocak, yüklük ve yunmalık bulunmaktadır. Alt katlar çoğunlukla ahır ve zaman içinde değişen yaşam tarzları doğrultusunda mutfak olarak kullanılır, asıl yaşama bölümü üst katta yer alır. Aile nüfusu arttıkça evin büyükleri bahçede sonradan inşa edilen tek katlı bölüme taşınıp, ana bina çocuklara ve eşlerine bırakılmıştır. Günün büyük bir kısmının geçtiği ve bir aile için gerekli tüm gereksinimleri karşılayan avluya yöresel tabirle kuzulu denilen iki kanatlı bir kapı ile girilir. Yerleşimin Arnavut kaldırımı sokakları, mermer döşeli antik yollarla birbiri içine girerek bütünleşmektedir. Örneklemelerle anlatmaya çalıştığımız düşsele yakın güzellikteki Eskihisar, 1957 yılında meydana gelen deprem felaketiyle bir darbe almış, fakat kültürü oldukça sağlam temeller üzerine oturtulmuş olan kent, bu doğal afetten pek de etkilenmemiştir. Yaşanan bu olaydan sonra yeni bir deprem olasılığına karşı köyün 150-200 metre kuzeyinde yörenin geleneksel mimarisine oldukça yakın tarzda, taş ve ahşap kullanılarak 265 adet deprem konutu yapılmıştır. Köy halkı bu yeni konutlara taşınmış (ilk göç), antik yerleşim bölgesinde 33 hane kalmıştır.

1980 yılında ise Eskihisar havzasında 106 milyon tonluk bir kömür rezervi bulunduğu anlaşılmış, bunun 21 milyon tonluk kısmının (1/5) antik kentin altında kaldığı belirlenmiştir. 21 milyon tonluk kömürün sağlayacağı yarardan ziyade, tarihî eserlerin korunmasına öncelik verilmiş, bu alandaki kömür rezervi olduğu gibi bırakılmıştır.

Aşk Kikayesi :

Eşi ölen kral Seleukos Nikator, güzelliği dillere destan Stratonikeia ile evlenir. Fakat kız, Seleukos’un oğlu Antiochos’un sevgilisidir. Düğünün ardından Antiochos amansız bir hastalığa yakalanır. O sırada Karya’da bulunan ünlü Mısırlı hekim Herostratos bile derdine derman olamaz. Bir gün, Stratonikeia odaya girdiğinde Antiochos’un yüzü kızarır ve hekim tüm gerçeği anlar. Herostratos günlerce düşünür ve aklına kurnazca bir çare gelir. Kralın huzuruna çıkıp “Oğlunuzun hastalığını buldum, karıma aşık” der. Kral “Sevgili oğlumdan karını esirgeyecek değilsin herhalde” diye yanıtlar hekimi. “Siz olsanız ne yapardınız,” sorusuna Kral; “Oğlum benim karımı sevmiş olsaydı hiç düşünmeden verirdim” deyince hekim gerçeği açıklar.

Hikayenin devamında kızdığı için ikisini de farklı yerlere sürgüne gönderir. O ölünce de oğlu Antiochos burada imar faaliyetlerinde bulunur.

Küçük Bir Gezinti :

Kentin akropolü güneydeki dağın tepesindedir. Bu tepenin çevresi bir surla çevrilmiştir. Kuzeyinde, yamaç üzerindeki bir teras üzerinde şimdiki karayolunun hemen altındaki, bir yazıtta imparator için yapılmış küçük bir tapınağın kalıntıları göze çarpar. Bunun aşağısında da büyük bir tiyatro vardır. Burada cavea, merdivenlerle 9 cuneus'a bölünmüştür ve tek bir diazoma vardır. Sahne binasının kalıntıları, yapılan kazılarda büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır. Antik kent üzerinde, Yatağan Termik Santralı'nın kullandığı linyit yatakları üzerinde bulunmasından dolayı günümüzde boşaltılmış bulunan Eskihisar köyü bulunmaktadır. Kent surlarla çevrilmiş olup, bugün kent surlarının yalnızca önemsiz uzantıları görülmektedir. Yerleşim alanının kuzeydoğu köşesinde, büyük kesme taşlar ile kireç harçtan örülmüş güçlü bir kalenin yıkıntıları vardır. Yapı, büyük kesme taşlar ile kireçli harçtan örülmüştür. Yapının onarım gördüğü diğer yapılardan alınma yazıtlı taşlar ve sütun gövdelerinden anlaşılmaktadır. Kentin kuzey kenarındaki ana giriş kapısı büyük bloklardan oluşmaktadır. Geniş ve ince taş duvarcılığı ile örülmüştür. Bu kapının üzerinde kemer olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kapı iki girişlidir. İki kapı girişi arasında bir nymphaion vardır. Kapıdan sonra sütunlu bir alanın ve yolun varlığı görülmektedir. Kentin tam ortasında, en çok göze çarpan yapısı, kent meclisinin toplandığı bouleuterion bulunmaktadır. Bouleuterion tiyatro benzeri küçük bir yapıdır. Bu yapının hemen batısındaki tek başına duran kapı bu alanın giriş kapısıdır. Bunun Serapis Tapınağı olduğu ileri sürülmüştür; ancak kazılarda bulunan yazıtlar bu görüşün yanlış olduğunu göstermiştir. Bouleuterionun kuzeye bakan dış duvarında Diocletianus'un fiyat listesi ve bunun uygulanmasına ilişkin giriş kısmı Latince yazılmıştır. Bu yapının alttaki oturma sıraları korunmuştur. Kentin batısında, Antik Yunan ve Roma'da gençlerin düşünsel ve bedensel yönden eğitildikleri, öğrenim gördükleri, spor etkinliklerinde bulundukları gymnasion denilen yapı bulunmaktadır.

Kente giriş kapısının önündeki kutsal yolun kenarında oda mezarlar yer almaktadır. Giriş kapısından başlayan kutsal yol nekropolden geçmekte ve Lagina'daki Hekate kutsal alanına ulaşmaktadır. Söz konusu nekropol sahası günümüzde kömür ocakları havzası altında kalarak yok olmuştur.

Ölümüne Aşkın ve Gladyatörlerin Kenti Stratonikeia'ya Hoşgeldiniz :

"Ölümüne Aşkın ve Gladyatörlerin Kenti Stratonikeia'ya Hoşgeldiniz" ifadesinin yer aldığı tabelanın antik şehrin girişine dikilmesinin ardından tanıtım açısından çok ciddi mesafe alınacağını umuyoruz.

-Çünkü burası dünyanın en büyük mermer kentlerinden bir tanesi. Yaklaşık olarak 10 bin kişilik tiyatrosu olan, çok muhteşem bir meclis binası olan, tarihin ele geçmiş en büyük ve mermerden yapılmış gymnaziyumuna (spor kompleksine)sahip,giriş kapısı olan bir antik şehir.

-Çünkü Şehir bundan 200-300 yıl önce Avrupa'da bilinen bir kent. Avrupa'da bulunan şehiri betimleyen resimler pahalı olduğu için memlekete getirilemiyor. Bu yüzden kopyaları yapılmaya çalışılıyor. Yatağan Kaymakamlığı İtalya, Hollanda, Fransa ve Macaristan`da bulunan 7 resmin alınması için 2007 yılında çalışma başlatmıştı. Söz konusu resimlerin kopyalarına 2 milyon dolar fiyat biçilince, Atatürk İlköğretim Okulu Görsel Sanat Öğretmeni Gürol Aytepe`ye çizdirme kararı alındı.Ayrıca, tarihçilere göre, Stratonikeia'da bulunan 'gladyatör okulu' dönemin en büyük okullarından bir tanesi ve burada çok ünlü gladyatörler yetişmiş.

-Çünkü bir antik kent 1980 yılında termik santralin kömür ihtiyacını karşılamak için gözden çıkarıldı. Çok yazıldı, çizildi, eleştirildi ama ne yazık ki ülkesini seven, kültürleri, tarihi eserleri koruyan aydın seslerin değil, bürokrasinin hantal adımlarının altında kalan bu antik kentin eserleri, surları patlatılan dinamiklerle tahrip oldu ve 2007 de kömür çıkaran iş makinesinin paletlerine bir heykel takılınca, antik kentin kaderi yine değişti. Bu heykel ŞANS TANRIÇASI TYKHE idi. Şansı dönen antik kent, belki de gerçek ve olması gereken durumunu şans tanrıçasının ortaya çıkmasıyla yaşamaya başladı.

NOT:Muğla Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Yatağan Müzesi tarafından hazırlanan resmi tanıtım ve yönlendirme levhalarında yer alan www.stratonikeia.com adlı internet sitesine girenler bankacılık ve finans hizmetleri veren özel bir firmanın tanıtımıyla karşılaşıyor. İnanmassanız tıklayın , kendiniz görün.

etkinlikler

burada yaptığımız faaliyetlerimiz...

git

rehberler

bodrum'da bulunan rehberler...

git

sizden bize

sizin bize gönderdikleriniz...

git